5 Ücretsiz ve Online Kurs ile Doğayı Keşfet!

Sosyal izolasyon günlerinde, evlerimizde kaldığımız ve sağlığımız için riskli bu salgın dönemi insanlık üzerinde olduğu gibi gezegenimiz üzerinde de bazı yapıcı ve yıkıcı etkilere sahip.

Daha yaşanılabilir ve güzel yarınlara beraber ulaşmak için bireysel çevre bilincinin önemi ise tartışılmaz. Bu ücretsiz, online ve sertifikalı kurslar ile doğayı keşfederek yarınları birlikte oluşturalım!

Bu yazıda çevre bilimi, iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve sosyal girişimcilik alanlarında takip ettiğim ve önerebileceğim 5 online eğitimi sizler için derledim. Başlıklara tıklayarak kurslara ulaşabilirsiniz.


1. Driving business towards SDGs

Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nin hazırladığı bu kurs sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda adım atmaya teşvik ederek, şirketler ve kurumların sürdürülebilir kalkınma amaçlarına hizmet ederek nasıl dönüşebileceğine odaklanıyor.

2. Ecosystem Services: a method for sustainable development

Bu listedeki kurslar arasında içeriğinden en çok faydalandığım bu kurs; doğayı, bilimsel analizle daha derin anlayarak sürdürülebilir kalkınmayı şekillendirmeye odaklanıyor.

3. Introduction to Climate Science and Health

Yale Üniversitesi tarafından hazırlanan bu kurs, geleceğimizin en büyük tehditi iklim değişikliğinin sağlık ile ilişkisine odaklanıyor.

4. Act on Climate!

İklim değişikliğini durdurmak üzere bireysel ve toplumsal hareketin neler değiştirebileceğine odaklanan 7 haftalık bir kurs.

5. Greening the Economy: Sustainable Cities

WWF ve Lund Üniversitesi işbirliğinde oluşturulan kurs; sürdürülebilir yaşam konusunda örnek gösterilen İskandinav ülkelerinin yaklaşımlarını inceleyerek, sürdürülebilir şehirlerde doğa dostu yaşayarak nasıl daha yaşanılabilir bir geleceğe sahip olabileceğimize odaklanıyor.


Listedeki kurslar İngilizce dilinde olmakla birlikte, bir kısmı Türkçe altyazıya sahip. Henüz sertifikalı eğitimleri içermese de Türkçe olarak önerebileceğim kaynak Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı’ nın perşembe buluşmaları olur. Her perşembe saat 16.00’da farklı bir konuğun sosyal girişimler için önemli konularda yaptığı sunumlar bu dönemde çok değerli.

Sosyal girişimcilik ekosistemini bir araya getirerek değer yaratmayı amaçlayan bu platform hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için ise buraya tıklayın!

Fatma Ece Önel

Hayallere Dair

Hayaller…

İnsanın tüm gücünü gerçekleştirmeye adadıkları, sürekli çabaladıkları amaçlar. Bir sürü hayal kurarım. Herkes hayaller kurar. Bu kimi zaman iyi bir okul kazanmak, bir araba almak, bir konsere gitmek, bir köpek sahiplenmek veya bir işe başlamak olabilir. Özellikle de şu günlerde sıkılıp dışarı çıktığında yeşillikler arasında yürüyüş yapmak da olabilir. Evet, çünkü bir ot dahi görmeye hasret kaldığımız bu zamanda yeşillikler arasında yürüyüş artık bir hayal.

Hangi ara yeşilin hayalini kurduğumuz günlere geldik? Şimdi betonların arasında kalınca mı başladı bu paniğimiz? Kendi hırslarımız için kendi ellerimizle yok etmedik mi?

Evet; onlar değil sen, ben, biz! Peki ya yıllardır evsiz bıraktığımız hayvanlar mıydı sadece? Örneğin ben sadece biraz huzur bulabilmek için, ruhumu dinlendirebilmek için, haftasonumu şehirden uzaklaşıp doğaya sığınarak geçiriyorum. Eninde sonunda hep doğaya sığınıyoruz. Doğa ana bizi hep affediyor, bağrına basıyor. Peki bu hep böyle gidecek mi? Su vermediğinde, sebze vermediğinde başka hangi hayalini düşünebileceksin ki?

Benim güzel hayallerim var. Ancak en büyük hayalim; hayallerimi, sağlıkla yaşayabileceğim yeşil bir dünyada gerçekleştirebilmek.

Büşra Zeynep Zafer

Bize İnanarak

Bizken; hani 195.000 yıl kadar öncesinde ilk izleriyle karşılaştığımız, toplumlardan veya uluslardan bihaber, toplama-çıkarma dahi bilmeyen, belki de kendisinden bile daha iyi bildiği şeyin doğa olduğu, doğayı adeta yuvası bilen ve ondan çekinen bizden bahsediyorum. Şu her şeyi bildiğini iddia edip, doğaya hükmetmeye çalışandan değil.

Cahil bize dönecek olursak; kendisinden bile pek haberi olmadan etrafı, pardon “yuvasını” bu kadar iyi tanıması da düşünülmeye değer işin aslı. Çünkü bilmiş bize, daha doğrusu “modern” bize dayatılan, yani öğretilen ilk şeylerden biridir ben olabilmek. Kendini yeterince tanıyıp-tanıttıktan sonra modern bize dahil olmayı bir nevi hak edebilmek. Ama diğer ben önce etrafını tanımaya çalışmış nedense. Gerçi söylemiştik ya, adı üzerinde “cahil” zaten.

Günümüzde, neslimize ben olmayı öğretmeden önce, benin hatta bizin ne olduğunu, olması gerektiğini öğretsek daha doğru olacakmış gibi sanki. Dünyamızı artık küçük addettiğimiz, evrenin ise tahmin edilemeyecek kadar büyük olduğunu düşündüğümüz şu zamanlarda, halen daha neyin parçası olduğumuzu fark etmememiz, sahip olduğumuz yuvaya ve bu yuvayı paylaştığımız canlı-cansız bütün varlıkları kapsayacak şekilde biz diyememiş olmamız pek şaşırtıcı. Hem nice geçen zamandan sonra bunu kavrayamamış olmak da içler acısı. Bunca yıldan sonra evimizin kirlenmiş olması da çok normal evet.

Peki ya biz bu kirliliğin hala farkında değilsek? Evimizin temizlenmesini bekleyeceğimiz bir dışarısı yoksa? Doğa ana evi temizlemeye giriştiği sırada bizleri de mikroptan sayarak ortadan kaldırmakta kararlıysa? Yine de biz o günleri göremeyiz zaten deyip “bencilliğe” devam mı?

Bu soruya cevabınız “Hayır bencil olmayacağım.” ise eğer, hep birlikte, terk edip arkamızda bırakacağımız bir enkazdan ziyade; eninde-sonunda, yine de gidecek olsak dahi, istediğimiz zaman dönebileceğimiz bir yuva bırakalım. Neler yaptığımızı ve yapmamız gerektiğini, nasıl bir yol haritası çizeceğimizi düşünerek. Ama önce biz olup, bize inanarak.

Barış Umut Gümrükçü

Yaşamın Dengesi

Doğa… Çok uzun zaman önce, biz henüz dünyada değilken de varlığını sürdürüyordu ve muhtemelen bizden sonra da sürdürecek. Çünkü doğanın var olması için insan ırkına ihtiyacı yoktur. Bitkiler ve hayvanlarla birlikte canlı cansız varlıkların oluşturduğu mucizevî bir düzendir doğa. Bu düzenin adı ekosistemdir.

Dünya üzerinde insan dışında doğaya zarar veren hiçbir canlı yoktur. Çünkü canlılar, doğadan sadece ihtiyaçlarını karşılayacak kadar faydalanırlar. Aşırılık, doğada gözlenebilen bir durum değildir. Denge bu şekilde oluşur ve bu yüzden asla bozulmaz. Yani bozulmazdı.

Yıllar geçtikçe gelişen insan teknolojisi sayesinde upuzun gökdelenler, fabrikalar, hatta enerji üretebilmek için yaptığımız nükleer santrallerin insan yaşamına ne kadar fayda sağladığı bilinse de, bunları dünyada sadece biz yaşıyormuşçasına yapmamız, bencillikten başka bir şey değildir.

Bizler ormanları ve dolayısıyla orayı yuva bellemiş canlıları katlediyoruz, havayı ve suları kirletiyoruz… Evet, bunlar doğanın dengesine zarar veriyor fakat insanlık doğanın dengesini ancak belirli bir noktaya kadar bozabilir ve bu nokta bizim kendi sonumuzdur. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, besin kaynaklarımız, barınmamız kısacası var olabilmemiz için biz, doğaya muhtacız. Doğanın, kurulu dengesiyle bize karşılıksız sunduğu yaşam kaynaklarına minnet duymamız gerekirken ona zarar veriyoruz.

Atmosferdeki karbondioksit miktarının artmasıyla oluşan küresel ısınma, kutuplardaki buzulları her geçen yıl daha da fazla eritiyor. Başta fosil yakıtların neden olduğu bu olay, kutuplarda yaşayan canlıların yaşamını oldukça etkiliyor. Örneğin kutup ayıları buzulların azalmasıyla avlanamaz hale geliyor. İklim değişikliğinin sebep olduğu bu durum ne yazık ki kutup ayılarının aç kalması sonucu kendi yavrularını yemesiyle sonuçlanabiliyor. Uzmanlar, kendi türünü avlama vakalarının doğada belirli bir oranda yaşandığını, fakat yakın zamanda bu olayların giderek sıklaştığını belirtiyor. Denizlerdeki buzların yok olmasıyla bu olayların daha da artacağı konusunda açıklamalar yapılıyor. Buna dolaylı olarak sebep olmamız bile, oldukça acı bir durumken, maalesef küresel ısınmadan sadece kutup ayıları da etkilenmiyor. Bu yüzden küresel ısınma konusunda insanların daha da bilinçlenmesi gerekmektedir.

Doğa da birçok olayı kontrol eden en önemli etmen ışıktır. Fakat ışık kirliliği nedeniyle şehir yaşamına uyum sağlayamadığı için ölen canlılar da vardır. Yavru caretta carettalar, yumurtadan çıktıklarında ay ışığıyla plajdan denize doğru yönelirler. Fakat şehirlerdeki ışık kirliliği nedeniyle bazen yollarını şaşırıp asfalta çıkıyorlar. Sonuç olarak ya bir arabanın altında kalıyor, ya da kanalizasyon kapaklarına sıkışıyorlar. Dolayısıyla şu an caretta carettaların nesli tükenme tehlikesi altında.

Denizlere atılan plastik atıklar da canlı yaşamını oldukça olumsuz yönde etkilemektedir. Uzmanlar, yüzlerce türde deniz canlısının yiyecek gibi koktuğu için plastik yediklerini söylüyor. Balina ve kuş gibi canlılar, boğularak ya da yedikleri plastik, sindirim sitemlerini tıkadığı için açlıktan ölebiliyor. Üstelik bu zararlı atıklar, okyanusları sandığımızdan daha da çok kaplamış durumda. Dünyanın en derin noktası kabul edilen Mariana Çukurunun 11 km derinliğine dalan Amerikalı deniz altı kâşifi Victor Vescovo, deniz tabanında plastik atıklar gözlemledi.

Doğa üzerinde meydana getirdiğimiz bunca etki birçok canlıya zarar veriyor. Üstelik yaptığımız bu etkilerin doğaya ne boyutta zarar verdiğini tam olarak bilmiyoruz. Dünyanın bize bıraktığı bu mucizevî mirası gelecek nesle aktarabilecek miyiz? İşte bu sorunun cevabı bize bağlı. Denizler ve okyanuslardaki atıkları toplamak, geniş arazilerde ağaçlandırma yapmak gibi faydalı uygulamaların yanı sıra, dünyaya verdiğimiz zararları gözden geçirmeli ve harekete geçmeliyiz. Çünkü küresel ısınma gibi etkiler gün geçtikçe daha da şiddetli hale geliyor.

Dünya üzerinde yaşayan tüm insanların bu sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor çünkü birlikte hareket ettiğimiz sürece bu zararların önüne geçebiliriz. Dünyada sadece insan yaşamıyor. İnsanın yaşamı ekosistemde bulunan diğer canlıların var olmasına bağlıyken onlar yaşamak için bize ihtiyaç duymazlar. Unutmayalım, doğa ile yaptığımız savaşı kazanırsak, kaybedeceğiz…

Ceyda Olgun