Artık Neden Kar Yağmıyor: Kuraklık ve Etkileri

Kuraklık deyince aklınızda susuz ve yağışsız bir yaz mevsimi manzarası canlanıyor olabilir. Fakat “artık neden kar yağmıyor”, “havalar neden soğumuyor” sorularını sorduğunuzda, yağışsız geçen bir sezonun ve yükselen sıcaklıkların her mevsimde başımıza gelebilecek bir senaryo haline geldiğini fark etmemek elde değil.

Kuru hava koşulları ve yağış kıtlığı, artık sadece yaz mevsiminde aklımıza gelen konseptler olmaktan çıktı. Hal böyleyken, su kıtlığı konusunda yaşamakta olduğumuz ve yaşayabileceğimiz problemler hakkında sürdürülebilir önlemler almak durumundayız. Bu yazımızda, kuraklığın tanımını yapıyor ve alınabilecek önlemleri anlatıyoruz.

“Eskiden her 10 yılda bir meydana gelen aşırı tarımsal ve ekolojik kuraklık olaylarının, insanların iklimi büyük ölçüde etkilemesinden önceki 1850’den 1900’e göre 1,7 kat daha fazla olduğuna dikkat çekiyor.”

Kuraklık Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Kuraklık Nedir?

Kuraklığın birçok tanımı ve türü vardır. Meteorologlar genellikle kuraklığı insan ya da doğa kaynaklı bazı faaliyetler, nüfus veya ekolojik sistem için ciddi bir su kıtlığına neden olan yağış eksikliğinden kaynaklanan, uzun süreli kuru hava dönemi olarak tanımlarlar. 

Kuraklık, yağış ve buharlaşma arasındaki uzun süreli bir dengesizlik olarak da düşünülebilir. Depremler veya kasırgalar gibi daha ani olan diğer aşırı hava olaylarının aksine, su kıtlığı kademeli olarak gerçekleşir. Ancak diğer hava tehlikeleri kadar ölümcül olabilir.

Su kıtlıkları, nasıl geliştiklerine ve ne tür etkilere sahip olduklarına göre sınıflandırılır:

  1. Meteorolojik kuraklıklar, bir bölgenin yağış miktarı beklenenin çok altına düştüğünde meydana gelir. Bu durum, kuru ve çatlamış toprak manzaralarıyla sonuçlanır. 
  2. Tarımsal kuraklıklar, mevcut su kaynaklarının mahsullerin veya hayvanların ihtiyaçlarını karşılayamadığı durumlarda ortaya çıkar. Bu tür su kıtlığı meteorolojik kıtlıklardan, su kaynaklarına erişimin azalmasından da kaynaklanabilir.
  3. Hidrolojik kuraklıklar ise nehirler, su kaynakları, akarsular gibi yüzey sularını ve ayrıca yeraltı su kaynaklarını tüketecek kadar uzun süre yağış eksikliği devam ettiğinde meydana gelir.
Kuraklık Nedir?

Kuraklığın Sebebi Nedir?

Su kıtlığı, hava durumu gibi doğal nedenlerle tetiklenebilir. Ancak giderek artan bir şekilde insan faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır.

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sebepler şu şekilde sıralanabilir:

  • İklim Değişikliği

Artan sıcaklıklar, ıslak bölgeleri daha ıslak ve kuru bölgeleri daha kuru hale getirme etkisine sahiptir. Nem oranı ortalamanın üstünde seyreden bölgelerde, sıcak hava çok fazla su emerek daha büyük yağmur olaylarına ve dolayısıyla sel felaketlerine yol açar. Öte yandan, aşırı kurak bölgelerde görülen yüksek sıcaklıklar, suyun daha hızlı buharlaşması ve dolayısıyla toprağın kurumasına neden olur.

İklim Değişikliği
  • Ormansızlaşma

Bitkiler ve ağaçlar atmosfere su salar, bu da bulutları ve ardından yağmuru oluşturur. Kontrolsüz ve yoğun çiftçilik gibi kötü tarım uygulamaları yalnızca ormansızlaşmaya katkıda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda toprağın emiciliğini de etkiler. Bu da toprağın daha hızlı kuruyacağı anlamına gelir.

Ormansızlaşma
  • Yüksek Su Talebi 

Su arzı ve talebindeki dengesizlik de kuraklığa neden olabilir. Küresel insan nüfusu artmaya devam ettikçe ve yoğun tarım uygulamaları yapılmaya devam edildikçe, insan ırkının ve tarımsal uygulamaların devamı için daha fazla suya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu, teraziyi değiştirmeye devam ediyor ve her geçen gün kuraklığı gerçeğe dönüştürüyor. 

Bir araştırma, 1960 ile 2010 yılları arasında insanların su tüketiminin yalnızca Kuzey Amerika’daki su kıtlığı sıklığını %25 artırdığını tahmin ediyor.

Tarım ve Yüksek Su Talebi

Kuraklığın Etkileri Nelerdir?

Su kıtlığının canlılar üzerinde birçok etkisi var:

  • Kıtlık ve Açlık

Su kıtlığının baş göstermesi, tarım mahsullerini ve gıdayı desteklemek için çok az su bulabilmek anlamına geliyor. 

Son yıllarda, Orta Akdeniz bölgesinin büyük bir bölümünde olağanüstü oranlarda kuraklıklar görüldü. Bazı bölgelerde toprak nemi değerleri, son 40 yılın en düşük %10’u arasındaydı. (1)

Susuzluğun gıda kaynaklarını baltalaması gıda üretimini azaltacak, açlığı arttıracak ve uzun süre devam ederse kıtlık meydana getirecektir. 

Tarımsal Üretim
  • Temiz Su Yetersizliği

Su kıtlığı içmek, yemek yapmak ve temizlenmek için yeterli su olmamasına neden olacaktır. Tüm canlıların hayatta kalmak için suya sahip olması gerekiyor. 

Ancak insanlar temiz suya erişim problemi yaşamaya başladığı zaman, temiz olmayan ve işlenmemiş kaynaklara yönelmek zorunda kalabilir. 

Temiz su eksikliği aynı zamanda gerek kişisel, gerek toplumsal hijyeni tehdit edecek ve hastalıklara sebebiyet verecektir.  

Temiz Suya Ulaşım
  • Orman Yangınları

Ormanlar atmosferdeki karbonu tutmak ve dünyaya nefes olmakla kalmıyor; canlılara yaşam alanı olarak biyoçeşitliliğin artması ve mevcut ekosistemlerin korunmasına olanak tanıyor. 

Öte yandan yağışlarla gelen suyu köklerinde depolayarak içme suyumuzu oluşturan yer altı sularının oluşumuna katkı sağlıyor, dolayısıyla atmosferdeki su döngüsünün işlemesine ve temiz su ihtiyacımızı karşılamamıza yardımcı oluyor.

Kuru koşullar, kalan bitki örtüsünü ve yerleşim yerlerini tehlikeye atan orman yangınlarına neden olabilir. Yangınlar ayrıca hava kalitesini etkileyebilir ve insan sağlığını son derece olumsuz etkileyebilir.

Orman Yangınları
  • Göçler

Kuraklığın diğer etkileriyle karşı karşıya kalan pek çok insan ve tabii ki hayvan, temiz su kaynakları ve yeterli yiyecek olan, hastalık ve çatışmaların olmadığı yeni bir yuva arayışıyla bölgeden kaçmaya çalışabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, “Su kıtlığı dünya nüfusunun %40’ını etkiliyor ve 2030 yılına kadar 700 milyon kadar insan yağışsızlık nedeniyle yerinden olma riskiyle karşı karşıya.” açıklamasını yaptı.

Zorunlu Göç
  • Elektrik Kesintileri

Dünyadaki çoğu insan elektrik üretimi için hidroelektrik projelerine bel bağlıyor. Ancak su kıtlığı, baraj kaynaklarında depolanan su oranının ve üretilen elektrik miktarının azalmasına neden olabilir.

  • Ekonomik Etkiler

Kurak hava koşullarının aileler, işletmeler, hükümetler ve bireyler üzerinde olumsuz bir finansal etkisi kaçınılmaz. Düşük verimler, tarım sektörünün zarar görmesine ve önemli bir gelir kaybına yol açabilir.

Kuraklığın Küresel Isınma ile Alakası Nedir?

Susuz koşulların küresel ısınma ile olan ilişkisini, bir kısır döngü olarak tanımlamak yanlış olmaz. Canlılık ve biyoçeşitlilik için gerekli olan sera gazının, çoğunlukla insan faaliyetleri sebebiyle ısıyı hapsederek ekosisteme zararlı hale gelmesi, kuraklığın ana sebeplerinden bir tanesi. 

Sıcak hava, nemi emerek daha az yağmur yağmasına sebep olur. Daha sıcak hava, ayrıca göllerden ve nehirlerden buharlaşmayı artırarak su kaynaklarını azaltır. Azalan yağış, normalde toprakta nemi tutan bitkileri öldürerek daha da kuru koşullara yol açar.

Ne yazık ki, yağışsızlık daha aşırı hava koşullarının olasılığını da artırıyor. Yağmur yağdığında sertleşen kir ve toprak, suyun kuru topraktan akmasına neden oluyor. Bu, suyun emilmesini önlüyor.

Yağışsızlık bitkileri öldürdüğü için yağmur sırasında toprağı tutacak kökler yok oluyor. Bu akış, yeni akış modelleri oluşturarak daha büyük ve daha sık ani seller yaratır. Ölü bitki örtüsü, daha sıcak hava ve azalan yağışlar da orman yangınlarının sıklığını ve şiddetini artırır.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından hazırlanan Ağustos 2021 raporuna göre, eskiden her 10 yılda bir meydana gelen aşırı tarımsal ve ekolojik kuraklık olaylarının, insanların iklimi büyük ölçüde etkilemesinden önceki 1850’den 1900’e göre 1,7 kat daha fazla olduğuna dikkat çekiyor.

Bu, küresel ısınmanın kuraklığa olan etkisinin bir kanıtı sayılabilir. 

Kuraklık Nasıl Engellenir?
  • Yağmur Suyu Hasadı

Su kıtlığına karşı uygulanabilecek en kolay çözümlerden biridir. Yağmur sularını toplayarak ve günlük hayatınızda kullanarak evlerinizde kullandığınız sudan tasarruf edebilirsiniz.

  • Daha Fazla Ağaç Dikmek ve Ormansızlaşmayla Mücadele Etmek

Daha fazla ağaç dikmek çevre kalitesini iyileştirecek ve yağış başarısını artıracaktır. Ayrıca ağaçlar olgunlaşana kadar iyi korunursa, bir alandaki kurak koşulları tersine çevirebilir. 

Orman yangınları ve küresel sıcaklık artışlarıyla birleşen ormansızlaşma, yakında su döngüsünün geri döndürülemez bir şekilde kırılmasına neden olabilir. 

  • Temiz Enerji Kaynaklarına Geçiş

İnsanlık olarak, petrol gibi yenilenemez ve çevreye zarar veren kaynaklara bel bağladık. Bu enerjilerin çıkarılması ve kullanılması, atmosfere daha fazla sera gazının salınmasına neden olarak küresel ısınmaya ve tabii ki kurak koşullara neden olur.

Çözüm ise çevre üzerinde çok az zararlı etkisi olan veya hiç olmayan, kuraklığa yol açmayacak, rüzgar ve güneş gibi temiz enerji kaynaklarına geçiş yapmaktır.

  • Çevre Bilincine Sahip Olmak

Tüm insanlığın çevreyi koruma ve iyileştirme, geri dönüşüm, yeniden kullanma ve daha fazla ağaç dikme ihtiyacı konusunda eğitilmesi demektir.

Kuraklığı önlemenin bireysel bir görev haline gelmesi için eğitim müfredatı, haber medyası ve şirketler de çevreye özen gösterme gereğini vurgulamalıdır.

İklim Değişikliği Nedir? İklim Değişikliğinin Nedenleri Nelerdir?

Okuma süresi: 6 dakika

İklim değişikliği, dünya tarihi boyunca her zaman var oldu. Ancak son 150 yıldır tanık olduğumuz küresel sıcaklıklardaki artış, insan kaynaklı faaliyetler nedeniyle artık anormal bir seviyede. Her geçen gün etkileri artan iklim değişikliği, Dünya üzerinde canlı yaşamını 6. yok oluşa doğru sürüklemekte. Ancak bu büyük çaplı değişikliğin yol açtığı ve yol açacağı tahribatın etkilerini en aza indirmek, ortak geleceğimizi iyileştirmek bizim elimizde. 

Bu yazımızda iklim değişikliğini tarih sahnesine çıktığı andan itibaren inceliyor, insanlığın Dünya üzerindeki canlı yaşamını ve iklimi değiştirmekte nasıl rol aldığını açıklıyor ve gezegen üzerindeki güncel etkilerine göz atıyoruz.

İklim Değişikliği Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Küresel İklim Değişikliği Nedir?

İklim değişikliği, gezegenin hava durumu modellerinde ve ortalama sıcaklıklarda büyük ölçekli, uzun vadeli bir değişimi ifade eder.

Bilim insanları, yıllarca süren gözlemler, teori geliştirme ve model oluşturma yoluyla Dünya’nın iklim sistemi hakkında bir anlayış geliştirdiler. Bugün, iklim değişikliğinin meydana geldiğini ve bunun insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının bir sonucu olduğuna artık eminiz.

Bu sonuç, dünyadaki ortalama hava modellerindeki uzun vadeli değişimi anlamına gelir. İnsanlığın 1800’lerin ortalarından beri havaya karbondioksit ve diğer sera gazlarının salımına katkıda bulunmasıyla, küresel sıcaklıklar yükseldi ve iklimde uzun vadeli değişikliklere neden oldu. 

Küresel iklim krizinin etkileri bugünden hissediliyor ve gelecekte de artarak  devam edecek. Küresel sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik eylemler, iklim sisteminde değişiklikleri sınırlamaya yardımcı olmak için yeterli.

Bizim Gezegenimiz, Bizim Geleceğimiz

Küresel İklim Değişikliğinin Nedenleri: Sera Etkisi

Dünya üzerindeki yaşam, üç faktörün birleşimi sayesinde var olur: Güneş’e olan uzaklığımız, atmosferin kimyasal bileşimi ve su döngüsünün varlığı. Özellikle atmosfer, doğal sera etkisi sayesinde gezegenimizin yaşamın sürdürülmesine uygun bir iklime sahip olmasını sağlar. (Kaynak)

Sera Gazı Etkisi ve İklim Değişikliği

Güneş ışınları Dünya yüzeyine ulaştığında kısmen emilir, geri kalanı ise dışarıya yansır. Bu ışınlar, atmosferin varlığı olmadan uzaya dağılırlardı. Bunun yerine çoğu, atmosferde bulunan gazlar tarafından, ürettikleri etki nedeniyle sera gazları olarak adlandırılan tuzağa düşürülür ve Dünya’ya geri yönlendirilir.

Bu yakalanan ısı doğrudan Güneş ışınlarından emilen ısıya eklenir. Doğal sera etkisi olmasaydı, gezegendeki ortalama sıcaklığın mevcut ortalama olan yaklaşık 15°C yerine -18°C civarında olacağını da söylemeden geçemeyiz.

Sera etkisi kulağa çok avantajlı gibi gelse de, insanlık olarak bunu dezavantaja çevirmeyi başarmış durumdayız. Nasıl mı?

İnsanlık İklimi Nasıl Değiştiriyor?

Sanayi Devrimi, insanların yakıt olarak kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtları yakmaya başladığı 1800’lerin ortalarına denk gelmektedir. Bu dönemden 11.000 yıl önce dünya çapında ortalama sıcaklık yaklaşık 14°C’de sabitti.

Fosil yakıtları yakmak enerji üretir, ancak aynı zamanda havaya karbondioksit, metan ve nitröz monoksit gibi sera gazları salar. Zamanla bu gazların büyük miktarları atmosferde birikmiştir.

Atmosfere girdikten sonra, karbondioksit gibi sera gazları gezegenin etrafında örtü benzeri bir yapı oluşturur. Bu örtü, güneşten gelen ısıyı hapseder ve dünyanın ısınmasına neden olur. Buna “sera etkisi” diyoruz.

Sera etkisi 1980’lere kadar gözlemlenip fark edildi. 1988’de hükümetlere iklim kriziyle mücadele konusunda bilgi sağlamak için Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kuruldu.

IPCC, son raporlarında, insan faaliyetinin tartışmasız bir şekilde iklim krizinin nedeni olduğunu belirtmektedir.

Aşırı Hava Olayları ve Kuraklık

İklim Değişikliğinin Etkileri

Zaman, jeologlar tarafından Dünya’nın durumundaki belirgin değişimlere göre bölünür. Son küresel çevresel değişiklikler, Dünya’nın insan egemenliğindeki yeni bir jeolojik döneme, Antroposen’e girmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Birçok insanın Antroposen olarak adlandırdığı bir zamanda yaşıyoruz. İnsan gezegendeki en etkili tür haline geldi ve küresel ısınmayla birlikte toprakta, çevrede, suda, organizmalarda ve atmosferde pek çok değişikliğe neden oldu. (Kaynak)

Bu değişikliklerin görülen etkilerinden bazıları ise aşağıdaki gibi:

  • Azalan buzul oranı ile deniz seviyelerinin yükselmesi
  • Yükselen deniz seviyeleri ile kıyı bölgelerinde artan su baskınları
  • Okyanus asitlenmesi ile deniz canlılarının yok olmaya başlaması
  • Orman yangınları gibi aşırı hava olaylarındaki artış
  • Yağışların azalmasıyla tarım ve tarımcılığın azalması, mahsul veriminde düşüş
  • Gıda ve kaynak için çıkan savaşlar ve iklim göçleri
Orman Yangınları

İklim Değişikliğine ‘Dur’ Demek İçin Neler Yapabiliriz?

İklim değişikliğinin yol açtığı ve yol açacağı tahribat, insanlık için kırmızı kod anlamına geliyor. Ancak hala zaman var.  Atmosferdeki karbondioksit birikimini ele almanın en hızlı yolu, daha fazlasını eklemeyi bırakmaktır. 

Yaşadığımız binalara, endüstrimiz için ürettiğimiz elektrik ve ısıya, arabalarımıza, kamyonlarımıza ve uçaklarımıza güç sağlamak için yaktığımız petrole kadar; ekonomimizin hayati önem taşıyan pek çok kısmı büyük miktarlarda sera gazı salıyor. Yine de bu sektörlerden kaynaklanan karbonu azaltmanın birçok yolu var.

Kömür, petrol ve gaz gibi yüksek emisyonlu yakıtları güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi neredeyse “karbonsuz”, yenilenebilir enerji alternatifleriyle değiştirebiliriz. Binalarımızı ve altyapımızı da güncelleyebiliriz, böylece onları inşa etmek ve kullanmak için daha az enerji harcarız.

İklim değişikliğinin değerlendirilmesinde dünyanın önde gelen bilimsel kuruluşu olan IPCC, küresel sera gazı emisyonlarının en geç 2025’ten önce zirveye ulaştırılması ve eğer sınırlanacaksa, 2030’a kadar %43 oranında azaltılması gerektiği konusunda uyarıyor.

Yine IPCC’ye göre, Dünya’nın ortalama sıcaklığının 2030’a kadar 1.5 °C artmasının önüne geçme fırsatımız kalmadı. Ancak 2030 yılına kadar karbon emisyonlarımızı yaklaşık yarıya indirirsek ve 2050 yılına kadar gezegenin her yıl emebileceğinden daha fazla karbon emisyonu salmazsak, 2030’da söz konusu sıcaklık artışını 1.5 °C’de sabit tutabiliriz. (1) 

Toplu taşıma ile 3K’yı önle!

Her 22 eylül dünya arabasız ulaşım günü! Çoğumuz şehirlerde yaşadığımız için işe özel aracımızla gidiyor ve arabasız bir yaşamın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Fakat aslında doğru şehir planlaması ve devlet politikalarıyla arabasız şehirlerde yaşamak mümkün.

Bu soruya verebileceğimiz birçok yanıt var. Araba günlük hayatımızda bazen bize çok kolaylık sağlasa da, aslında bir sürü soruna da yol açıyor. İklim krizine yol açan karbon salımları, hava kirliliği gibi birçok sağlık sorununa neden oluyor.

Karbon Salımı

Şu an kullanılan arabalarının büyük çoğunluğunun fosil yakıtla çalışması iklim krizinin sebeplerinden biri. Küresel karbon salımlarının %21’i ulaşımdan (hava, deniz kara yolu) kaynaklanıyor.

Kara yolu ulaşımı tek başına küresel karbon emisyonlarının %15’inden sorumlu. İklim konusunda genelde uçak kullanımına arabadan çok daha fazla yer verilse de, hava ulaşımı küresel karbon emisyonlarının yalnızca %2.5’ini oluşturuyor. Bu tabi ki uçakların az karbon salımına sebep olduğu anlamına gelmiyor,  fakat arabaların karbon salımının yeterince gündeme getirilmediğini gösteriyor.

Hava Kirliliği

Fosil yakıtlı araba kullanımı özellikle kentlerde çok ciddi bir hava kirliliğini de beraberinde getiriyor. Hava kirliliği arttıkça, kanser, solunum yolu rahatsızlıkları ve kronik hastalık riski artıyor.

Gürültü Kirliliği

Şehirlerde maruz kaldığımız gürültü kirliliği pek dile getirilmese de, aslında hava kirliliği gibi tehlikeli bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre ses kirliliği, atmosfer kirliliğinden sonra en fazla sağlık sorununa yol açan nedenlerin başında geliyor. Gürültü kirliliği, şehirde yaşayan insanların çoğunlukla ruh sağlığı ve yaşam kalitesi açısından problemler doğuruyor.

Alternatifler

Günlük hayatta ulaşım alışkanlıklarımızı düzenleyerek hava kirliliğini azaltmak mümkün. Örneğin araba yerine toplu taşımayı tercih edip mümkün olduğunca da yürüme ve bisiklet yollarını tercih edersek hem gezegenimiz hem de kendi sağlığımız adına güzel bir adım atmış oluruz.

Toplu taşımayla yaptığımız 6 kilometrelik bir yolculuk 200 ile 400 gram arasında bir karbondioksit salımına yol açarken, özel araçla 1,4 kg CO2 salımına denk geliyor.

Ayrıca bireysel tercihlerin yanı sıra devlet kademesinde de sürdürülebilir ulaşımı teşvik için bazı adımlar atılması gerekiyor. Örneğin özellikle şehirlerin işlek yerlerinde haftada bir arabasız günler düzenlenebilir ya da bisiklet yolları arttırılabilir.

Dünyadan Uygulamalar

22 eylül arabasız ulaşım günü için birçok ülke işlek şehirlerindeki trafiği bir günlüğüne kapatıyor. Fakat bu uygulamalar sadece bir günle sınırlı değil. Bazı ülkelerde her ay yolların araç trafiğine kapatıldığı günler de mevcut.

Örneğin Paris’te her ayın ilk pazar günü şehir merkezinde hava ve ses kirliliğini azaltmak adına yollar araç trafiğine kapatılıyor. Ülkemizde de bu tarz uygulamalar görmek sizce de çok güzel olmaz mıydı?

Duru Barbak

IPCC raporundan 5 önemli sonuç

Birleşmiş Milletler tarafından iklimin etkilerini araştırmak üzere kurulan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC, içinde öne çıkan bilim insanlarını bulunduran ve kapsamlı araştırma raporlarıyla iklim konusunda en güvenilir bilimsel kaynaklardan biri. Yaklaşık 8 yılda bir yayınladığı raporlardan biri geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bilimin iklim konusunda bize söylediği önemli noktalar var.

İklim krizi kesinlikle insan kaynaklı.

Raporun ana noktalarından biri iklim krizinin sebebinin net bir şekilde insanlar olması. Öncesine kadar bu düşünce net bir bilgi olarak kabul edilmiyordu, bilim insanlarının %97’si bu konuda hemfikirdi. Artık bilimsel gerçek olarak kabul ediliyor. İklim krizi biz insanların fosil yakıtları yakmamız sonucu atmosfere saldığımız sera gazlarının gezegenimizi ısıtmasıyla ortaya çıktı. Fosil yakıt tüketimimiz özellikle sanayileşme ve tüketim talebinin artması sonucu yükseldi. Yani karşılaştığımız afetler “doğal” değil, bizden kaynaklı.

İklim krizi dünyanın her yerini farklı şekillerde de olsa etkiliyor.

İklim krizinin etkilerinin farkında olmamak mümkün değil. Dünyanın her yerinde gerçekleşen çeşitli felaketleri görmek mümkün. Kimi yerde yangınlar hektarlarca ormanı yok ediyor, kimi yerde seller yüzlerce insanın canını alıyor. İklim krizinin yıkıcı etkileri olan aşırı hava olayları, yangınlar, seller, kuraklık, fırtınalar, hortumlar artık dünyanın her yerinde ve çok sık yaşanmaya başladı. Bu olaylar dünyadaki her bölgeyi aynı şekilde etkilemese de kimse güvende değil.

2040’a kadar 1.5 °C sınırını aşmış olacağız.

Eğer bu şekilde yaşamaya devam edersek önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde Paris iklim Anlaşması’nda belirlenen 1.5 derece küresel sıcaklık artış sınırını geçmemiz kaçınılmaz. Rapora göre salımları azaltmazsak küresel sıcaklık artışı 2-3,5 dereceye kadar çıkabilir. 1.5 derece hedefi ancak dönüşümsel bir değişimle, net sıfır yolunda sıkı adımlarla mümkün olacak.

Atmosferdeki CO2 son 2 milyon yıldaki en yüksek seviyede.

Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtları yakmamız sonucu atmosfere saldığımız CO2 oranı milyonlarca yıldır karşılaşılmamış bir seviyeye yükseldi. Ulaşım, beslenme, tüketim alışkanlıklarımız ve orman yangınları gibi durumlar atmosfere saldığımız sera gazları konusunda etkili. Gezegenimizin ısınmasını için bunları kullanmaktan kaçınmalı, devlet liderleri ve büyük şirketlerden gereken değişimi talep etmeliyiz.

İklim değişikliği daha önce görülmemiş hava olaylarının sıklığını artıracak.

İklimdeki dengesizlik aşırı yağışlar, kuraklıklar, yangınlar, hortumlarla kendini gösteriyor ve göstermeye devam edecek. Gezegen ısındıkça her türlü ekstrem hava olayı daha şiddetlenecek: aşırı yağışlar artarken kuraklıklar da artacak.

Rapor çok iç açıcı gelmemiş olsa da aslında bizi harekete geçirmek için motive eden bir etken olmalı. Henüz hiçbir şey için geç değil. Bilim insanlarının bizlere yapılması gerektiğini söylediği adımlar belli, bizler gereken baskıyı kurarak ve değişimi talep ederek bunların uygulanmasını sağlamalıyız.

Alara Civelek

2020’de Değişen Dünyamız

2020 yılı beklentilerimizden farklı ve zorlu bir yıl oldu. Pandemi şartları, depremler, yangınlar ve ekonomik sıkıntılar hepimizin düşünme ve yaşama şeklini değiştirdi. Dünyanın her yerinden insanların alışkanlıkları ve dertleri bir anda değişti ve endişelerimiz bir oldu.

Evde kaldığımız günlerde doğa kendini bir nebze de olsa toparlasa da iklim krizi hiç görülmemiş bir noktaya gelirken bu konuya olan duyarlılığımız da artı.

Google 2020 arama verilerine göre Türkiye’de “İklim değişikliği nedir?” sorusu kendini göstermeye başladı. Dünya genelinde ise “İklim değişikliği nasıl durdurulur?” sorusu 2020’de daha önce hiç aranmadığı kadar arandı.

Covid-19 salgınıyla pek çok ülkenin aldığı karantina önlemlerinin ve endüstriyel yavaşlamanın sera gazı yoğunluğunu ve hava kirliliğini azalttığı vurgulanan Birleşmiş Milletlerin (BM) alt kuruluşu WMO’nun yayımladığı yıllık Sera Gazı Bülteninde, bu olumlu gelişmeye rağmen 2020’de karbondioksit seviyelerinin yükselmeye devam edeceği uyarısı yapıldı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), temmuz ayının Kuzey Yarımküre’de kayıtlara “en sıcak ay” olarak geçtiğini ve Kuzey Kutbu’ndaki deniz buzunun “en düşük seviyeye” gerilediğini bildirdi.

Eylül ve Ekim ayı şimdiye kadarki en sıcak ay olarak kayıtlara geçti.

Kutup deniz buzlarının tarihte en çok eridiği yıllardan biri 2020 oldu.

İklim değişikliği kaynaklı sel, kuraklık, fırtına ve orman yangını gibi felaketlerin bu yıl dünya genelinde en az 51,6 milyon insanı etkilediği bildirildi.

Google 2020 arama verilerine göre dünya genelinde “Dünyayı nasıl değiştirebiliriz?” sorusu “Nasıl normale döneriz?” sorusundan iki kat daha fazla arandı.

Biz ecording olarak 2020 yılında dünyamızı değiştirmek için 565.000 tohum topunu toprakla buluşturduk.


Peki sen dünyayı değiştirmek için neler yapabilirsin?

Kendine bir termos edinerek işe başlayabilirsin. Böylece ayda kaç tane pet şişe su ya da kağıt bardakta çay, kahve tükettiğine bakarak ne kadar miktarda atığın önüne geçtiğini hesaplayabilirsin.

Kağıt, cam ve plastik geri dönüştürülebilir. Sen de bunları geri dönüşüm kutularına atarak sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilirsin.

Telefonunda kullanmadığın uygulamaları temizleyerek, sık kullanmadığın ve dikkatini dağıtabilecek uygulamalara ait bildirimleri kapatarak, mesaj/mail kutularınızı düzenli olarak temizleyerek dijital ayak izini azaltabilirsin.

Oda sıcaklığı oturma odaları için 19-21 °C yatak odaları için 16-18°C aralığındadır. Kış günlerinde ortam sıcaklığındaki 1 derecelik azalma ile yakıt tüketiminde %5-7 tasarruf sağlayabilirsin.

4 kişilik bir aile baz alındığı zaman dişlerinizi fırçalarken suyu kapatırsan 1 ayda 160 damacana su yani 3040 litre su kadar tasarruf yapabilirsin.

Eski gazete ve dergileri paketleme için kullanarak sürdürülebilirliğe katkıda bulunabilirsin.

Ceyda Olgun

İnsanlık Yararına Teknoloji

İnsanlığın başlangıcından beri kendi refahımız için çeşitli gelişimlerde bulunduk. Teknolojik gelişimler yerleşik hayata geçmemizden sonraki refahımız için yapılan en önemli kilometre taşı.

Elbette insan yararına teknoloji deyince insanın aklına ev aletleri, telefonlar veya binek araçlar gelebilir, ancak günümüzde bundan daha fazlası mevcut. Sağlık teknolojilerinden tutun, bizim bugüne dek kirlettiğimiz doğayı bizim için temizleyen teknolojiler.

Elbette teknolojik gelişmeler ile birlikte çevre kirliliği kaçınılmaz. Ağaçlar kesiliyor, hava kirleniyor, toprak ve denizler çöp ile doluyor, bunlardan belki de en önemlisi, temiz hava.

IPCC’nin yaptığı araştırmaya göre bütün iklim problemlerini çözebilmemiz için 1.2 trilyon ağaca daha ihtiyacımız var. Bu kaçınılmaz bir gerçek ve teknolojiyi bu bağlamda kullanabiliriz.

ecording olarak bizlerin de yaptığı gibi, drone teknolojisini, tarım teknolojileri ile birleştirerek daha refah bir gelecek oluşturabiliriz. İnsan gücü ile 1.2 trilyon ağaç hedefine ulaşmamız imkansız, ancak dronelar yardımı ile bu sayıya ulaşmak hayal değil. ecoDronelar ile atılan tohum topları, fidan dikimine göre 12 kat daha hızlı ve 6 kat daha ucuz. Ayrıca sarp araziler de işin içine girdiğinde, insanların taşlık alanlarda çalışması zorken dronelar operasyonlarını kolaylıkla gerçekleştirebiliyor.

Refahımız için teknolojiyi  sadece cep telefonları, binek araçlar ya da günlük hayatımızı kolaylaştıran küçük aletlerdense, yokluğunda yaşayamayacağımız şey olan doğa için kullanmak tartışmasız en mantıklı karar. Şu anda kullandığınız herhangi bir teknolojik gelişimi kullanmadan da yaşayabiliriz, ancak aldığımız nefes olmazsa yaşamamız pek mümkün değil.

Burak Eren Taşkın

Umut Dolu Yarınlar

Küresel iklim krizi ile mücadelenin baş aktörlerinden biri olan ağaçlandırma çalışmaları, 2030 yılına kadar 1 ila 1.5 trilyon ağacın hedeflenmesi ile çözümün etkileri de net şekilde ortaya konulmaktadır. İklim krizine karşı yapılan mücadele kapsamında dünyaya ağaç kazandırmanın tek başına yeterli olmadığının bilinmesi ile birlikte bazı akademik araştırmalar, söz konusu hedefe olan umudun daha da fazla artış göstermesine fırsat tanıyor. 

Zürih Politeknik Üniversitesi’ndeki Crowther Laboratuvarı’nda gerçekleştirilen bir akademik çalışma sonucunda, dünya üzerindeki mevcut ormanlık alanlara fazladan 900 milyon hektarlık bir alanın daha eklenebilmesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşıldı. Söz konusu alanın içerisine herhangi bir tarımsal arazinin veya kentsel alanın dahil edilmemesi ile birlikte, dünya üzerindeki bazı tarımsal arazilerin veya kentsel alanların ağaçlandırma için uygun olduğu da belirtiliyor. Şimdiden harekete geçilmesi ile birlikte atmosferdeki karbondioksit miktarının %25 oranlarında azaltılması ve belki de bir önceki yüzyıl başlarındaki oranlara dönülme ihtimaline ulaşılması tahmin ediliyor. 

Türkiye’de bulunan ormanlar ise ülkemizin karbon emisyonunun her yıl yüzde 16’sını tutuyor. 2030 hedefi doğrultusunda harekete geçmemiz demek, %16’lık emisyon oranını %20’lerin üzerine çıkarma potansiyeline sahip olduğumuz anlamına geliyor. Bunu başarmamız iklim krizini durdurabilmek adına tek başına yeterli olmasa bile, diğer iklim krizi çözümlerini tamamlayarak bizlerin yarınlara daha da umutla bakabilmesini sağlayabilir. Çünkü iklimi yeniden dengelemenin yolu, sera gazı salınımlarını sıfıra indirgemekten geçiyor.

Barış Umut Gümrükçü

Temiz Hava Haktır

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) açıkladığı üzere dünya nüfusunun %91’i hava kalitesi sınırlarının aşıldığı yerlerde yaşıyor ve her yıl 4,2 milyon kişi hava kirliliğinden dolayı ölüyor.

Hava kirliliği; kalp ve akciğer hastalıklarını tetikliyor, çocuklarda nörolojik bozukluklara sebep oluyor. Dünyada her yedi çocuktan biri kirli hava solunan bölgelerde yaşıyor.


Peki ülkemizde durum nasıl?

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun raporuna göre 2018’de Türkiye’deki 81 ilin 56’sı uluslararası standartlar açısından kirli hava soludu.

Türkiye’de 2017 yılında hava kirliliği trafik kazalarının 7 katı can aldı. 2017’de hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği kılavuz değerlere indirilseydi Türkiye’de yaşanan ölümlerin yaklaşık yüzde 13’ü engellenebilirdi.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı Kara Rapor’da yer alan il bazında hava kirliliğine atfedilen ölüm oranlarına baktığımızda, Iğdır %25,5 ile ilk sırada yer alıyor. Iğdır’ı Kahramanmaraş %25,1 ile ve Afyon %23,4 ile izliyor.

Bununla birlikte, hava kirliliğine atfedilen ölüm sayısına baktığımızda, 5851 ile birinci sırada İstanbul geliyor. Ölüm sayısında İstanbul’u, Bursa, İzmir ve Ankara takip ediyor.


Doğudaki sınır komşumuz İran’ın başkenti Tahran’dan güncel bir haber;

Tahran Valiliği şehirdeki hava kirliliği artışı nedeniyle ilkokulları tatil etti.

Tahran’da hava kirliliği nedeniyle sık sık, “mecbur kalınmadıkça sokağa çıkılmaması” uyarısı yapılıyor.

Şehrin hava sirkülasyonuna uygun olmayan fiziki yapısı ve nüfus yoğunluğunun yanı sıra eski araçlar ile milyonlarca motosikletin çıkardığı egzoz gazları, Tahran’da hava kirliliğini artıran etkenler arasında gösteriliyor.

Fabrika ve sanayi bölgelerinin şehir içinde kalması, trafikte çok sayıda eski model aracın bulunması ve kullanılan yakıtın kalitesizliği Tahran’daki hava kirliliğinin en önemli müsebbipleri olarak sıralanıyor.

Meclis Üyesi Mehrdad Bauc Lahuti; yılda 3 bini Tahran, 2 bini diğer eyaletlerde olmak üzere yaklaşık 5 bin kişinin hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtiyor.

Yaşadığınız şehrin de Tahran ile aynı kaderi paylaştığını, sizin hayatınızın ve sevdiklerinizin hayatlarının her nefeste tehlike altında olduğunu bir düşünün…

Hala yapabiliyorken derin bir nefes alın çünkü şimdi harekete geçmezsek 10 yıl sonrasında bu mümkün olmayacak… Hava kirliliğinden kaçamayız ancak gerekli önlemleri alırsak hala bir şeyler düzelebilir. Bu ise ancak #berabermümkün!

Fatma Ece Önel

Neden ağaçlandırmalıyız?

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 Ekim ayında yayınlanan, “İklim Bağlantılı Doğal Afetlerin İnsani Maliyeti” isimli raporda, 20 yılda kaydedilen küresel düzeyde toplam 6,457 doğal afetin %90’ı sel, fırtına, sıcak hava dalgası, kuraklık ve diğer aşırı iklim hareketlerinden kaynaklandığı; 1995 yılından bu yana aşırı iklim hareketleri kaynaklı afetler nedeniyle 606 bin kişinin yaşamını yitirdiği, 4,1 milyar insanın ise etkilendiği belirtilmektedir.

Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı en hassas bölgelerden biridir. Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının ciddi boyutta azalması ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz yönlerinden etkilenmektedir.

Dünya genelinde gelir dağılımından en az pay alan insanların %80’i kırsal alanlarda yaşayarak, tarım ve hayvancılıkla yaşamını sürdürmektedir. İklim değişikliğinden kaynaklanan yağışların azalması ve toprağın bozulmasıyla bu insanların geçim kaynakları da bir nevi yok olmuş oluyor.


Peki biz ne yapabiliriz?

İklim değişikliği ile mücadele için en etkili yöntemlerden biri ağaç dikmektir.

Ağaçlar havadaki karbon kirliliğini çekerek azaltmaya yardım ederler, karbonu köklerinde, gövdelerinde ve dallarında depo ederler.

Global seviyedeki araştırmalar gösteriyor ki; ağaç dikmek, sulak alanların yenilenmesi, yeşil alanların korunması ve çiftçilerin erozyon örtü bitkilerini ekmelerine teşvikler gibi doğal iklim çözümleri daha yaşanılabilir bir dünya için en etkili yöntemlerden.

Ağaç dikicileri yılın üç ayında aşırı istihdam ile karşılaşırken, geri kalanında yeterli derecede istihdam edilmiyorlar. Bu kişilerin birçoğu ise kadın.

Kanada’ da 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre ağaç dikme endüstrisinde çalışan kadınlar endüstrideki iş gücünün %42’sini oluşturuyor.

Doğal iklim çözümlerine yatırımlar iklim değişikliğinden dezavantajlı olan binlerce kişiye istihdam yaratabilir; su kaynaklarını korurken, ormanların ve tarım sektörünün sürdürülebilirliğini sağlarken, habitatı korumayı sağlarken ve iklim değişikliğinin etkilerini azalarak eski halini almasını sağlarken ormanların ve tarım sektörünün sürdürülebilirliğini geliştirebilir.


Dünyada neler yapılıyor?

Çevreci politikalar ve şirketlerin doğaya bakışındaki gelişmelerle birlikte bugün ağaç dikme endüstrisinin daha çok çalışana ihtiyacı var.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau önümüzdeki 10 yıl içerisinde 2 milyar ağaç dikileceği ve böylece 3.500 mevsimlik işçi alımının da yapılacağı bir doğaya yatırım politikası açıkladı.

2020 yılı ağaç dikme endüstrisindeki en büyük üretim artışını göreceğimiz yıl olacak, yalnızca Kanada’ nın batısında bir eyalet olan British Columbia’ da 275 milyon ağaçtan 318 milyon ağaca ulaşılacağı öngörülüyor. Bu ağaçların 50 milyonu spesifik olarak iklim değişikliği ile mücadele amacıyla dikilecek ve bu sayının yıllar geçtikçe artması bekleniyor.

Ağaç dikmek için daha iyi bir zaman hiç olmadı. Kaybedecek daha fazla vaktimiz kalmadı. İklim değişikliği ile şimdi birlikte mücadele etmeliyiz!

Fatma Ece Önel