Doğanın Yeni Canlıları

Günümüzden yaklaşık 380 milyon yıl kadar öncesinde, bitkilerin yapısında büyük bir değişiklik meydana geldi ve bitkilerin üzerinde yeni bir doku türü olan odunsu doku belirmeye başladı. 

O zamanın bitkileri, odunsu doku sayesinde geçmişe nazaran biraz daha kuvvet kazandı ve böylece atalarından daha güçlü ve daha fazla sayıda büyüyebilir oldular. Ancak sahip oldukları bu yeni özelliği yalnızca gövdelerinde değil, yayılmalarını ve çoğalmalarını sağlayacak olan tohumlarında da taşımaya başladılar. Oluşan ilk odunsu dokunun, tohumlarını doğaya karıştırmasının ve toprakla buluşturmasının ardından yeryüzü doğanın yeni canlıları ile kaplanmış oldu. 

Odunsu dokunun oluşumu

Çeşitli doğa olayları ve dış etkenler ile dünyamızın dört bir köşesine yayılan bu tohumlar, bulundukları bölgenin şartlarına uygun şekilde farklı türlerde ve özelliklerde orman ekosistemleri meydana getirdi. Söz konusu doğa olaylarına ve dış etkenlere en iyi örnekler ise kuşkusuz rüzgarlar ve kuşlar oldu. Tohumların, karpelleri ile rüzgarda uçuşması ve kuşlar tarafından besin olarak tercih edilmesi bu yayılımın etkilerini daha da hızlandırdı. Hatta günümüzdeki ormanların %99’u, hala geçmişte yaşanan bu etkiler sayesinde tohumlardan orman olma özelliği taşımaktadır. 

Doğayı taklit ediyoruz

ecording olarak bizler, geliştirmiş olduğumuz teknolojiler sayesinde söz konusu etkilerden aldığımız ilhamla doğayı taklit ediyoruz ve çalışmalarımızı bu doğrultuda gerçekleştiriyoruz. Söz konusu tohumları ecoDrone’lar ile toprakla buluşturarak; yeryüzünü, belki de bizlerin bile dünyada olmadığı zamanlarda yaşama şansına sahip olan hayat potansiyelleri ile kaplamış oluyoruz.

Barış Umut Gümrükçü

Silvikültür Nedir?

Silvikültür

Silvikültür kelimesi, Latince kökenli “silva=orman” ve “cultura=yetiştirmek” kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “orman yetiştirmek” anlamına gelmektedir. Ormanların devamlılığının sağlanması ve kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi, silvikültürel uygulamaların yapılması ile gerçekleştirilir. Silvikültürel uygulamalar ile birlikte; yeni ormanlar kurulması, mevcut veya sonradan oluşturulan ormanların sağlık ve kalitesinin artırılmasına yönelik bakım çalışmaları yapılması, ormanların devamlılıklarını sağlamak için gençleştirme çalışmalarında bulunulması ve bütün bu çalışmalar gerçekleştirilirken de toplumun ihtiyaç duyduğu taleplerin karşılanması sağlanır.

Silvikültür çalışmaların tam kalbinde, doğanın olağan akışına ve doğanın kendi kanunlarına uygun bir şekilde çalışılması referans olarak alınır. Doğa ile uyum ile birlikte bilim ve ekonomi gibi etkenler de göz önünde bulundurularak, ormanların ve doğal yaşamın sürdürülebilir bir şekilde varlıklarını sürdürmesi sağlanmış olur. Silvikültür çalışmalarında karşımıza çıkan en kapsamlı çalışmaları ise “doğal” ve “yapay” olarak ikiye ayrılan “gençleştirme” uygulamaları oluşturmaktadır. 

Doğal Gençleştirme Uygulaması

Doğal gençleştirme çalışmalarında öncelikle, meşcerelerdeki (en az bir hektar büyüklüğünde orman parçası) ağaçlardan dökülen tohumlardan oluşacak yeni bireyler ile uyumlu ve bütünsel çalışmalar yapılır. Bu çalışmalarda söz konusu alana gerekirse dışarıdan tohum takviyesi de uygulanabilir. Yapay gençleştirme çalışmaları ise çoğunlukla, doğal gençleştirme koşullarının çeşitli nedenlerden dolayı uygulanamadığı veya doğal gençleştirmenin düşünülmediği alanlarda dikim yoluyla ve insan eliyle gerçekleştirilen uygulamalardır. 

Bununla birlikte; silvikültür bilimi ile ilgili çalışmalar yapan söz sahibi kurumlarımızın ve üniversitelerimizin raporlarında ve sunumlarında da, mümkün olan her yerde uygulama tercihinin doğal gençleştirme çalışmalarından yana olduğu açıkça belirtilmektedir. Çünkü yapılan yapay gençleştirme uygulamaları sonucunda ağaçlandırma alanlarında oluşan kültürün ilk yıllarda, doğal gençleştirme alanlarındaki gençliğe göre hızlı geliştiği belirlense de sonraki yıllarda; doğal gençleştirme çalışmaları yapılan alanlarındaki bireylerin boy ve çap artımlarının, yapay gençleştirme çalışmaları sonucunda oluşan bireylerden daha üst seviyelere ulaştığı tespit edilmiştir. Tüm bu durumlar ile birlikte, ağaçlardan dökülen tohum miktarlarına göre yıllar, bol tohum yılından tohumsuz yıla kadar farklı isimlerle adlandırılır. Doğa; her ne kadar kendi kendini en optimum koşullarda yenileme sürdürebilme yeteneklerine sahip olsa da, özellikle günümüzde zarar verici dış etkilerin aşırı fazla olması, iklim krizinin etkileri ile birlikte meşcerelerde bozuklukların artış göstermesi, bol tohum yıllarının azalması ve havzalarda susuzluk artışı gibi etkiler; iklim krizi ile mücadele etme ve tüm bu olumsuzlukları en azından belirli seviyelerde tutarak doğayı koruma ve taklit etme konusunda bizlere daha da fazla sorumluluk katmaktadır.

İklim İçin Yaptıklarımız

Hükümetlerarası Küresel İklim Paneli’nin hazırlamış olduğu Küresel İklim Raporu’nda da ifade edildiği üzere; 2030 yılına kadar iklim krizine karşı herhangi bir aksiyon almamamız durumunda, dünya sıcaklığının 1.5 C’den daha fazla artması ile karşı karşıyayız. Bu duruma karşın alternatif çözümlerden biri olan; çimlenmiş ve sağlıklı şekilde büyüyerek dünyamıza nefes kazandırmış tohum topları ile birlikte bizler, ecording olarak doğanın ulaşılan/ulaşılamayan her yerinde bu tohum toplarının atışlarını gerçekleştirerek aslında yeryüzünde sayısız hayat potansiyeli oluşturmayı amaçlıyoruz. Söz konusu sıcaklık artışının sabit tutulabilmesi için gereken 1.2 trilyon hayat potansiyeli için de zamanımızı, inancımızı ve çabalarımızı bu umut doğrultusunda sürdürmeyi hedefliyoruz.

Barış Umut Gümrükçü