#1takipçi1ağaç

Biz insanların sosyal varlıklar olduğu, tarihin her döneminde    farklı yöntemlerle birçok kez ispatlanmıştır. Peşinde olduğumuz soruların çözümlerini bulma amacımız, yaşadığımız çevreyi bu çözümler doğrultusunda inşa etmemize ve etrafımızdaki insanlarla bu nedenle bir araya gelmemize neden olmuştur. Biz de bu nedenle, modern yaşamda kendimiz için inşa ettiğimiz farklı bir sosyal alan olan sosyal medyada; hem küresel iklim krizine karşı hedeflediğimiz çözümleri gerçekleştirmek hem de toplumun her bireyinde çevre bilinci oluşturmak adına insanlarla bir araya geliyoruz. Sosyal medya platformlarımızda oluşturduğumuz #1takipçi1ağaç kampanyasıyla; çevre adına çözümler ve istatistikler sunduğumuz, iklim krizi ve doğa ile ilgili bilgiler paylaştığımız sosyal medya hesaplarımızı takip eden her takipçimiz için bir tohum topu atışı gerçekleştiriyoruz. Bu şekilde hem bireylerin çevre bilincine katkıda bulunuyoruz hem de yapılan bu basit eylemi, iklim krizine karşı doğrudan mücadele etme potansiyeline sahip bir argümana dönüştürüyoruz.

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından hazırlanan Arazi Raporu’na göre, 2030 yılına kadar küresel sıcaklığın 1.5 derece olmasının önüne geçme fırsatımız kalmadı. Ancak bugünden itibaren harekete geçersek söz konusu sıcaklığı 2030 yılında 1.5 derece sıcaklıkta sabit tutarak, küresel iklim krizine karşı büyük bir adım atmayı başarabiliriz. Geçtiğimiz yıl içerisinde, We Are Social tarafından hazırlanan Digital 2020 raporunda dünya üzerinde 3.8 milyar aktif sosyal medya kullanıcısı olduğunun açıklanması, 2030 yılı için koyduğumuz hedef doğrultusunda #1takipçi1ağaç kampanyasının iklim krizi ile mücadele kapsamındaki gücünü ve önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ayrıca geçtiğimiz yıl WIN International tarafından sosyal medya kullanıcıları üzerinde gerçekleştirilen anket sonuçları, insanların küresel iklim krizine karşı farkındalıklarının ve çevre bilinçlerinin henüz yeteri kadar gelişmediğini de ortaya koyuyor. Dünyanın 40 ayrı ülkesinde gerçekleştirilen ve “Küresel ısınmaya neden olan bir iklim krizi var mı?, Küresel iklim krizi insan faaliyetlerinin bir sonucu mu?, Küresel iklim krizi insanlık için ciddi bir tehdit midir?, İklim krizinin önüne geçilmesi için geç mi?” sorularının yer aldığı ankette, “Tamamen Katılıyorum” cevabını verenlerin dünya ortalamasının %38,7 ve Türkiye ortalamasının %24,2 oranında kalması, #1takipçi1ağaç kampanyasının başka bir açıdan da önemini net bir şekilde karşımıza çıkarıyor. Bununla birlikte ankette yer alan “İklim krizinin önüne geçilmesi için geç mi?” sorusuna, özellikle 1997’den sonra doğan ve sosyal medyayı en çok kullanan neslin %42.8 oranında “Evet” demesi, sosyal medya kullanımının ve kampanyalarının küresel iklim krizi üzerinde çok daha fazla etkili olması gerektiği anlamına geliyor.

Bizler ecording olarak tüm bu bulgular ışığında tek başımıza dünyanın çevresel problemlerini çözemeyeceğimizin farkındayız. Bu nedenle hala vaktimiz varken, sizlerle birlikte dünyamızı daha yaşanılabilir bir yer haline getirmeye çalışıyoruz. Şimdi sen de bizimle birlikte hemen harekete geçerek, 2030 yılına kadar koyduğumuz hedeflerin bir parçası ol ve @ecordingmapp sosyal medya hesaplarını takip ederek ilk adımını at!

2020’de Değişen Dünyamız

2020 yılı beklentilerimizden farklı ve zorlu bir yıl oldu. Pandemi şartları, depremler, yangınlar ve ekonomik sıkıntılar hepimizin düşünme ve yaşama şeklini değiştirdi. Dünyanın her yerinden insanların alışkanlıkları ve dertleri bir anda değişti ve endişelerimiz bir oldu.

Evde kaldığımız günlerde doğa kendini bir nebze de olsa toparlasa da iklim krizi hiç görülmemiş bir noktaya gelirken bu konuya olan duyarlılığımız da artı.

Google 2020 arama verilerine göre Türkiye’de “İklim değişikliği nedir?” sorusu kendini göstermeye başladı. Dünya genelinde ise “İklim değişikliği nasıl durdurulur?” sorusu 2020’de daha önce hiç aranmadığı kadar arandı.

Covid-19 salgınıyla pek çok ülkenin aldığı karantina önlemlerinin ve endüstriyel yavaşlamanın sera gazı yoğunluğunu ve hava kirliliğini azalttığı vurgulanan Birleşmiş Milletlerin (BM) alt kuruluşu WMO’nun yayımladığı yıllık Sera Gazı Bülteninde, bu olumlu gelişmeye rağmen 2020’de karbondioksit seviyelerinin yükselmeye devam edeceği uyarısı yapıldı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), temmuz ayının Kuzey Yarımküre’de kayıtlara “en sıcak ay” olarak geçtiğini ve Kuzey Kutbu’ndaki deniz buzunun “en düşük seviyeye” gerilediğini bildirdi.

Eylül ve Ekim ayı şimdiye kadarki en sıcak ay olarak kayıtlara geçti.

Kutup deniz buzlarının tarihte en çok eridiği yıllardan biri 2020 oldu.

İklim değişikliği kaynaklı sel, kuraklık, fırtına ve orman yangını gibi felaketlerin bu yıl dünya genelinde en az 51,6 milyon insanı etkilediği bildirildi.

Google 2020 arama verilerine göre dünya genelinde “Dünyayı nasıl değiştirebiliriz?” sorusu “Nasıl normale döneriz?” sorusundan iki kat daha fazla arandı.

Biz ecording olarak 2020 yılında dünyamızı değiştirmek için 565.000 tohum topunu toprakla buluşturduk.


Peki sen dünyayı değiştirmek için neler yapabilirsin?

Kendine bir termos edinerek işe başlayabilirsin. Böylece ayda kaç tane pet şişe su ya da kağıt bardakta çay, kahve tükettiğine bakarak ne kadar miktarda atığın önüne geçtiğini hesaplayabilirsin.

Kağıt, cam ve plastik geri dönüştürülebilir. Sen de bunları geri dönüşüm kutularına atarak sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilirsin.

Telefonunda kullanmadığın uygulamaları temizleyerek, sık kullanmadığın ve dikkatini dağıtabilecek uygulamalara ait bildirimleri kapatarak, mesaj/mail kutularınızı düzenli olarak temizleyerek dijital ayak izini azaltabilirsin.

Oda sıcaklığı oturma odaları için 19-21 °C yatak odaları için 16-18°C aralığındadır. Kış günlerinde ortam sıcaklığındaki 1 derecelik azalma ile yakıt tüketiminde %5-7 tasarruf sağlayabilirsin.

4 kişilik bir aile baz alındığı zaman dişlerinizi fırçalarken suyu kapatırsan 1 ayda 160 damacana su yani 3040 litre su kadar tasarruf yapabilirsin.

Eski gazete ve dergileri paketleme için kullanarak sürdürülebilirliğe katkıda bulunabilirsin.

Ceyda Olgun

İnsanlık Yararına Teknoloji

İnsanlığın başlangıcından beri kendi refahımız için çeşitli gelişimlerde bulunduk. Teknolojik gelişimler yerleşik hayata geçmemizden sonraki refahımız için yapılan en önemli kilometre taşı.

Elbette insan yararına teknoloji deyince insanın aklına ev aletleri, telefonlar veya binek araçlar gelebilir, ancak günümüzde bundan daha fazlası mevcut. Sağlık teknolojilerinden tutun, bizim bugüne dek kirlettiğimiz doğayı bizim için temizleyen teknolojiler.

Elbette teknolojik gelişmeler ile birlikte çevre kirliliği kaçınılmaz. Ağaçlar kesiliyor, hava kirleniyor, toprak ve denizler çöp ile doluyor, bunlardan belki de en önemlisi, temiz hava.

IPCC’nin yaptığı araştırmaya göre bütün iklim problemlerini çözebilmemiz için 1.2 trilyon ağaca daha ihtiyacımız var. Bu kaçınılmaz bir gerçek ve teknolojiyi bu bağlamda kullanabiliriz.

ecording olarak bizlerin de yaptığı gibi, drone teknolojisini, tarım teknolojileri ile birleştirerek daha refah bir gelecek oluşturabiliriz. İnsan gücü ile 1.2 trilyon ağaç hedefine ulaşmamız imkansız, ancak dronelar yardımı ile bu sayıya ulaşmak hayal değil. ecoDronelar ile atılan tohum topları, fidan dikimine göre 12 kat daha hızlı ve 6 kat daha ucuz. Ayrıca sarp araziler de işin içine girdiğinde, insanların taşlık alanlarda çalışması zorken dronelar operasyonlarını kolaylıkla gerçekleştirebiliyor.

Refahımız için teknolojiyi  sadece cep telefonları, binek araçlar ya da günlük hayatımızı kolaylaştıran küçük aletlerdense, yokluğunda yaşayamayacağımız şey olan doğa için kullanmak tartışmasız en mantıklı karar. Şu anda kullandığınız herhangi bir teknolojik gelişimi kullanmadan da yaşayabiliriz, ancak aldığımız nefes olmazsa yaşamamız pek mümkün değil.

Burak Eren Taşkın

Umut Dolu Yarınlar

Küresel iklim krizi ile mücadelenin baş aktörlerinden biri olan ağaçlandırma çalışmaları, 2030 yılına kadar 1 ila 1.5 trilyon ağacın hedeflenmesi ile çözümün etkileri de net şekilde ortaya konulmaktadır. İklim krizine karşı yapılan mücadele kapsamında dünyaya ağaç kazandırmanın tek başına yeterli olmadığının bilinmesi ile birlikte bazı akademik araştırmalar, söz konusu hedefe olan umudun daha da fazla artış göstermesine fırsat tanıyor. 

Zürih Politeknik Üniversitesi’ndeki Crowther Laboratuvarı’nda gerçekleştirilen bir akademik çalışma sonucunda, dünya üzerindeki mevcut ormanlık alanlara fazladan 900 milyon hektarlık bir alanın daha eklenebilmesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşıldı. Söz konusu alanın içerisine herhangi bir tarımsal arazinin veya kentsel alanın dahil edilmemesi ile birlikte, dünya üzerindeki bazı tarımsal arazilerin veya kentsel alanların ağaçlandırma için uygun olduğu da belirtiliyor. Şimdiden harekete geçilmesi ile birlikte atmosferdeki karbondioksit miktarının %25 oranlarında azaltılması ve belki de bir önceki yüzyıl başlarındaki oranlara dönülme ihtimaline ulaşılması tahmin ediliyor. 

Türkiye’de bulunan ormanlar ise ülkemizin karbon emisyonunun her yıl yüzde 16’sını tutuyor. 2030 hedefi doğrultusunda harekete geçmemiz demek, %16’lık emisyon oranını %20’lerin üzerine çıkarma potansiyeline sahip olduğumuz anlamına geliyor. Bunu başarmamız iklim krizini durdurabilmek adına tek başına yeterli olmasa bile, diğer iklim krizi çözümlerini tamamlayarak bizlerin yarınlara daha da umutla bakabilmesini sağlayabilir. Çünkü iklimi yeniden dengelemenin yolu, sera gazı salınımlarını sıfıra indirgemekten geçiyor.

Barış Umut Gümrükçü

#EvdeKalOrmanı | 24.833 Paylaşımla Yarınlara Umut Olmak

Bir Kızılderili atasözü “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” diyor. Aslında bugünlerde kıymetini bilmemiz gereken her şeyi ne kadar da güzel anlatıyor.

Son zamanlarda sağlığımızın, sevdiklerimizin kıymetini fazlasıyla anlayıp farkına vardığımız günler yaşıyoruz. Tüm bunlar yaşanırken insanlığın çevremize, doğamıza, dünyamıza hatta geleceğimize etkilerini de kavrama fırsatı buluyoruz. Yaşamdaki rollerimizin farkına varıyoruz. Aslında geleceğimizin ne kadar önemli olduğunu idrak ediyoruz ve bizler biliyoruz ki Covid-19’un yanı sıra iklim değişikliğiyle de mücadele ediyoruz. İklim değişikliği problemine çözüm oluşturmanın en iyi yollarından birinin ağaçlandırma olduğunu da biliyoruz.


Bizler de ecording olarak Covid-19 virüsünün yayılma risklerine karşı toplum sağlığını korumak için yürütülen #EvdeKal kampanyasını daha da güçlendirmenin ve insanlarımıza bu konuda destek olmanın yanı sıra, bugünlerdeki birlik ve beraberliğimizin yarınlarda da hatırlanabilmesi adına doğaya kalıcı bir iz bırakmayı istedik.

Covid-19 salgını sürecinde sosyal izolasyon ve virüsün risklerini minimize etmek amacıyla herkesin evde kalması gerekiyor. Girişimimizle, kendi geliştirdiğimiz ve ecoDrone adını verdiğimiz insansız hava araçlarıyla evde kaldığımız her gün için bir tohum topu atarak insansız bir “#EvdeKalOrmanı” oluşturabilmeyi hedefledik ve bu doğrultuda Orman Genel Müdürlüğü ve ecording partner markalarının desteğiyle #EvdeKalOrmanı kampanyamızı gerçekleştirdik.


#EvdeKalOrmanı kampanyamızda bireyler kendi sosyal medya hesapları üzerinden #EvdeKalOrmanı etiketi ile paylaşım yaparak katılım sağladılar. Kampanyanın bitiş tarihine kadar #EvdeKalOrmanı etiketiyle yapılan her bir paylaşım için, insansız hava araçlarımız olan ecoDrone’lar doğaya bir tohum topu bırakarak #EvdeKalOrmanı’nı oluşturacak. Kampanya süresince #EvdeKalOrmanı etiketliyle yapılan toplam paylaşım sayısı 24.833, partner markalarımızın desteğiyle toprakla buluşturacağımız tohum topu sayısı ise toplamda 265.000’dir. #EvdeKalOrmanı için ekimimiz Haziran ayında Ankara’da gerçekleşecek.

Bugünlerde evde kalmanın yarınlarda nefes almaya dönüşmesini hedeflediğimiz #EvdeKalOrmanı kampanyamızda ekimi gerçekleştireceğimiz günü bekliyoruz. Geleceğimizin doğasının doğamızın geleceğine bağlı olduğunu bilerek yaşadığımız bugünlerde bir kez daha anladık ki daha yeşil ve güzel bir gelecek ancak #berabermümkün.

Ceyda Olgun

5 Ücretsiz ve Online Kurs ile Doğayı Keşfet!

Sosyal izolasyon günlerinde, evlerimizde kaldığımız ve sağlığımız için riskli bu salgın dönemi insanlık üzerinde olduğu gibi gezegenimiz üzerinde de bazı yapıcı ve yıkıcı etkilere sahip.

Daha yaşanılabilir ve güzel yarınlara beraber ulaşmak için bireysel çevre bilincinin önemi ise tartışılmaz. Bu ücretsiz, online ve sertifikalı kurslar ile doğayı keşfederek yarınları birlikte oluşturalım!

Bu yazıda çevre bilimi, iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve sosyal girişimcilik alanlarında takip ettiğim ve önerebileceğim 5 online eğitimi sizler için derledim. Başlıklara tıklayarak kurslara ulaşabilirsiniz.


1. Driving business towards SDGs

Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nin hazırladığı bu kurs sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda adım atmaya teşvik ederek, şirketler ve kurumların sürdürülebilir kalkınma amaçlarına hizmet ederek nasıl dönüşebileceğine odaklanıyor.

2. Ecosystem Services: a method for sustainable development

Bu listedeki kurslar arasında içeriğinden en çok faydalandığım bu kurs; doğayı, bilimsel analizle daha derin anlayarak sürdürülebilir kalkınmayı şekillendirmeye odaklanıyor.

3. Introduction to Climate Science and Health

Yale Üniversitesi tarafından hazırlanan bu kurs, geleceğimizin en büyük tehditi iklim değişikliğinin sağlık ile ilişkisine odaklanıyor.

4. Act on Climate!

İklim değişikliğini durdurmak üzere bireysel ve toplumsal hareketin neler değiştirebileceğine odaklanan 7 haftalık bir kurs.

5. Greening the Economy: Sustainable Cities

WWF ve Lund Üniversitesi işbirliğinde oluşturulan kurs; sürdürülebilir yaşam konusunda örnek gösterilen İskandinav ülkelerinin yaklaşımlarını inceleyerek, sürdürülebilir şehirlerde doğa dostu yaşayarak nasıl daha yaşanılabilir bir geleceğe sahip olabileceğimize odaklanıyor.


Listedeki kurslar İngilizce dilinde olmakla birlikte, bir kısmı Türkçe altyazıya sahip. Henüz sertifikalı eğitimleri içermese de Türkçe olarak önerebileceğim kaynak Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı’ nın perşembe buluşmaları olur. Her perşembe saat 16.00’da farklı bir konuğun sosyal girişimler için önemli konularda yaptığı sunumlar bu dönemde çok değerli.

Sosyal girişimcilik ekosistemini bir araya getirerek değer yaratmayı amaçlayan bu platform hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için ise buraya tıklayın!

Fatma Ece Önel

Hayallere Dair

Hayaller…

İnsanın tüm gücünü gerçekleştirmeye adadıkları, sürekli çabaladıkları amaçlar. Bir sürü hayal kurarım. Herkes hayaller kurar. Bu kimi zaman iyi bir okul kazanmak, bir araba almak, bir konsere gitmek, bir köpek sahiplenmek veya bir işe başlamak olabilir. Özellikle de şu günlerde sıkılıp dışarı çıktığında yeşillikler arasında yürüyüş yapmak da olabilir. Evet, çünkü bir ot dahi görmeye hasret kaldığımız bu zamanda yeşillikler arasında yürüyüş artık bir hayal.

Hangi ara yeşilin hayalini kurduğumuz günlere geldik? Şimdi betonların arasında kalınca mı başladı bu paniğimiz? Kendi hırslarımız için kendi ellerimizle yok etmedik mi?

Evet; onlar değil sen, ben, biz! Peki ya yıllardır evsiz bıraktığımız hayvanlar mıydı sadece? Örneğin ben sadece biraz huzur bulabilmek için, ruhumu dinlendirebilmek için, haftasonumu şehirden uzaklaşıp doğaya sığınarak geçiriyorum. Eninde sonunda hep doğaya sığınıyoruz. Doğa ana bizi hep affediyor, bağrına basıyor. Peki bu hep böyle gidecek mi? Su vermediğinde, sebze vermediğinde başka hangi hayalini düşünebileceksin ki?

Benim güzel hayallerim var. Ancak en büyük hayalim; hayallerimi, sağlıkla yaşayabileceğim yeşil bir dünyada gerçekleştirebilmek.

Büşra Zeynep Zafer

Temiz Hava Haktır

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) açıkladığı üzere dünya nüfusunun %91’i hava kalitesi sınırlarının aşıldığı yerlerde yaşıyor ve her yıl 4,2 milyon kişi hava kirliliğinden dolayı ölüyor.

Hava kirliliği; kalp ve akciğer hastalıklarını tetikliyor, çocuklarda nörolojik bozukluklara sebep oluyor. Dünyada her yedi çocuktan biri kirli hava solunan bölgelerde yaşıyor.


Peki ülkemizde durum nasıl?

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun raporuna göre 2018’de Türkiye’deki 81 ilin 56’sı uluslararası standartlar açısından kirli hava soludu.

Türkiye’de 2017 yılında hava kirliliği trafik kazalarının 7 katı can aldı. 2017’de hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği kılavuz değerlere indirilseydi Türkiye’de yaşanan ölümlerin yaklaşık yüzde 13’ü engellenebilirdi.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı Kara Rapor’da yer alan il bazında hava kirliliğine atfedilen ölüm oranlarına baktığımızda, Iğdır %25,5 ile ilk sırada yer alıyor. Iğdır’ı Kahramanmaraş %25,1 ile ve Afyon %23,4 ile izliyor.

Bununla birlikte, hava kirliliğine atfedilen ölüm sayısına baktığımızda, 5851 ile birinci sırada İstanbul geliyor. Ölüm sayısında İstanbul’u, Bursa, İzmir ve Ankara takip ediyor.


Doğudaki sınır komşumuz İran’ın başkenti Tahran’dan güncel bir haber;

Tahran Valiliği şehirdeki hava kirliliği artışı nedeniyle ilkokulları tatil etti.

Tahran’da hava kirliliği nedeniyle sık sık, “mecbur kalınmadıkça sokağa çıkılmaması” uyarısı yapılıyor.

Şehrin hava sirkülasyonuna uygun olmayan fiziki yapısı ve nüfus yoğunluğunun yanı sıra eski araçlar ile milyonlarca motosikletin çıkardığı egzoz gazları, Tahran’da hava kirliliğini artıran etkenler arasında gösteriliyor.

Fabrika ve sanayi bölgelerinin şehir içinde kalması, trafikte çok sayıda eski model aracın bulunması ve kullanılan yakıtın kalitesizliği Tahran’daki hava kirliliğinin en önemli müsebbipleri olarak sıralanıyor.

Meclis Üyesi Mehrdad Bauc Lahuti; yılda 3 bini Tahran, 2 bini diğer eyaletlerde olmak üzere yaklaşık 5 bin kişinin hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtiyor.

Yaşadığınız şehrin de Tahran ile aynı kaderi paylaştığını, sizin hayatınızın ve sevdiklerinizin hayatlarının her nefeste tehlike altında olduğunu bir düşünün…

Hala yapabiliyorken derin bir nefes alın çünkü şimdi harekete geçmezsek 10 yıl sonrasında bu mümkün olmayacak… Hava kirliliğinden kaçamayız ancak gerekli önlemleri alırsak hala bir şeyler düzelebilir. Bu ise ancak #berabermümkün!

Fatma Ece Önel

Neden Ağaçlandırmalıyız?

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 Ekim ayında yayınlanan, “İklim Bağlantılı Doğal Afetlerin İnsani Maliyeti” isimli raporda, 20 yılda kaydedilen küresel düzeyde toplam 6,457 doğal afetin %90’ı sel, fırtına, sıcak hava dalgası, kuraklık ve diğer aşırı iklim hareketlerinden kaynaklandığı; 1995 yılından bu yana aşırı iklim hareketleri kaynaklı afetler nedeniyle 606 bin kişinin yaşamını yitirdiği, 4,1 milyar insanın ise etkilendiği belirtilmektedir.

Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı en hassas bölgelerden biridir. Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının ciddi boyutta azalması ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz yönlerinden etkilenmektedir.

Dünya genelinde gelir dağılımından en az pay alan insanların %80’i kırsal alanlarda yaşayarak, tarım ve hayvancılıkla yaşamını sürdürmektedir. İklim değişikliğinden kaynaklanan yağışların azalması ve toprağın bozulmasıyla bu insanların geçim kaynakları da bir nevi yok olmuş oluyor.


Peki biz ne yapabiliriz?

İklim değişikliği ile mücadele için en etkili yöntemlerden biri ağaç dikmektir.

Ağaçlar havadaki karbon kirliliğini çekerek azaltmaya yardım ederler, karbonu köklerinde, gövdelerinde ve dallarında depo ederler.

Global seviyedeki araştırmalar gösteriyor ki; ağaç dikmek, sulak alanların yenilenmesi, yeşil alanların korunması ve çiftçilerin erozyon örtü bitkilerini ekmelerine teşvikler gibi doğal iklim çözümleri daha yaşanılabilir bir dünya için en etkili yöntemlerden.

Ağaç dikicileri yılın üç ayında aşırı istihdam ile karşılaşırken, geri kalanında yeterli derecede istihdam edilmiyorlar. Bu kişilerin birçoğu ise kadın.

Kanada’ da 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre ağaç dikme endüstrisinde çalışan kadınlar endüstrideki iş gücünün %42’sini oluşturuyor.

Doğal iklim çözümlerine yatırımlar iklim değişikliğinden dezavantajlı olan binlerce kişiye istihdam yaratabilir; su kaynaklarını korurken, ormanların ve tarım sektörünün sürdürülebilirliğini sağlarken, habitatı korumayı sağlarken ve iklim değişikliğinin etkilerini azalarak eski halini almasını sağlarken ormanların ve tarım sektörünün sürdürülebilirliğini geliştirebilir.


Dünyada neler yapılıyor?

Çevreci politikalar ve şirketlerin doğaya bakışındaki gelişmelerle birlikte bugün ağaç dikme endüstrisinin daha çok çalışana ihtiyacı var.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau önümüzdeki 10 yıl içerisinde 2 milyar ağaç dikileceği ve böylece 3.500 mevsimlik işçi alımının da yapılacağı bir doğaya yatırım politikası açıkladı.

2020 yılı ağaç dikme endüstrisindeki en büyük üretim artışını göreceğimiz yıl olacak, yalnızca Kanada’ nın batısında bir eyalet olan British Columbia’ da 275 milyon ağaçtan 318 milyon ağaca ulaşılacağı öngörülüyor. Bu ağaçların 50 milyonu spesifik olarak iklim değişikliği ile mücadele amacıyla dikilecek ve bu sayının yıllar geçtikçe artması bekleniyor.

Ağaç dikmek için daha iyi bir zaman hiç olmadı. Kaybedecek daha fazla vaktimiz kalmadı. İklim değişikliği ile şimdi birlikte mücadele etmeliyiz!

Fatma Ece Önel

Bize İnanarak

Bizken; hani 195.000 yıl kadar öncesinde ilk izleriyle karşılaştığımız, toplumlardan veya uluslardan bihaber, toplama-çıkarma dahi bilmeyen, belki de kendisinden bile daha iyi bildiği şeyin doğa olduğu, doğayı adeta yuvası bilen ve ondan çekinen bizden bahsediyorum. Şu her şeyi bildiğini iddia edip, doğaya hükmetmeye çalışandan değil.

Cahil bize dönecek olursak; kendisinden bile pek haberi olmadan etrafı, pardon “yuvasını” bu kadar iyi tanıması da düşünülmeye değer işin aslı. Çünkü bilmiş bize, daha doğrusu “modern” bize dayatılan, yani öğretilen ilk şeylerden biridir ben olabilmek. Kendini yeterince tanıyıp-tanıttıktan sonra modern bize dahil olmayı bir nevi hak edebilmek. Ama diğer ben önce etrafını tanımaya çalışmış nedense. Gerçi söylemiştik ya, adı üzerinde “cahil” zaten.

Günümüzde, neslimize ben olmayı öğretmeden önce, benin hatta bizin ne olduğunu, olması gerektiğini öğretsek daha doğru olacakmış gibi sanki. Dünyamızı artık küçük addettiğimiz, evrenin ise tahmin edilemeyecek kadar büyük olduğunu düşündüğümüz şu zamanlarda, halen daha neyin parçası olduğumuzu fark etmememiz, sahip olduğumuz yuvaya ve bu yuvayı paylaştığımız canlı-cansız bütün varlıkları kapsayacak şekilde biz diyememiş olmamız pek şaşırtıcı. Hem nice geçen zamandan sonra bunu kavrayamamış olmak da içler acısı. Bunca yıldan sonra evimizin kirlenmiş olması da çok normal evet.

Peki ya biz bu kirliliğin hala farkında değilsek? Evimizin temizlenmesini bekleyeceğimiz bir dışarısı yoksa? Doğa ana evi temizlemeye giriştiği sırada bizleri de mikroptan sayarak ortadan kaldırmakta kararlıysa? Yine de biz o günleri göremeyiz zaten deyip “bencilliğe” devam mı?

Bu soruya cevabınız “Hayır bencil olmayacağım.” ise eğer, hep birlikte, terk edip arkamızda bırakacağımız bir enkazdan ziyade; eninde-sonunda, yine de gidecek olsak dahi, istediğimiz zaman dönebileceğimiz bir yuva bırakalım. Neler yaptığımızı ve yapmamız gerektiğini, nasıl bir yol haritası çizeceğimizi düşünerek. Ama önce biz olup, bize inanarak.

Barış Umut Gümrükçü